zeloo bildirdi: "Seksenlerde, Türkiye' de feministlik dedimi; sanırım hepimizin ilk aklına gelen isim Duygu Asena olurdu.19 Nisan 1946 yılında İstanbul'da doğan Duygu Asena İstanbul Üniversitesi Pedagoji Bölümü'nü bitirdi. '' Kadınca '', ''Onyedi'', '' Ev kadını '', '' Bella '', Kim'', '' Negatif '' dergilerini yönetti. Ama hiçbir zamanda ısıran katı bir feminist olmadı, doğru bildiğinden şaşmadı, kadınları kendi yarattığı akımda peşinden sürükledi.İlk kitabı 87 yılında '' Kadının adı yok'' ile adını duyuran Duygu Asena feminist düşüncenin ateşli savunucusu olarak geniş kitlelere ulaştı. '' Kadının adı yok '' 98 yılında müstehcen bulunarak yasaklandı. Davalardan sonra izin verilen kitap, yönetmen Atıf Yılmaz tarafından filme alındı.(yanlış hatırlamıyorsam) Bir gazeteciyi canlandıran Hale Soygazi ve Tarık Tarcan oynamıştı, film o dönem çok ilgi çekti..'' Aslında aşk ta yok'', '' Kahramanlar hep erkek'', '' Aynada aşk vardı'', '' Paramparça '' ses getiren diğer kitaplarıdır.Filmin sonuda başı gibi bitti ve Duygu Asena 30 Temmuz 2006'da vefat etti , (çok yadırgadığım) Cami imamını dinlemeden ön sıralarda saf durup , tabutu kadınların omuzunda bir tek erkek olmadan, feminist hareketin marşı haline gelen '' kadınlar vardır her yerde '' eşliğinde son yolculuğuna uğurlanması........ve bir Duygu Asena vardı..."
zeloo bildirdi: "1989 yılında yönetmenliğini Tunç Başaran' ın yönetti, Feride Çiçekçioğlu'nun senaryosunu yazdığı ''uçurtmayı vurmasınlar'' , hapishanede kadınlar koğuşunda büyüyen 5 yaşındaki Barış'ın gözüyle baktığı hayatı anlatıyor.26 Antalya film festivalinde 6 altın portakal, 89 Valencia film festivalinde gümüş palmiye ve don kişot, 89 İstanbul film festivalinde en iyi film ödüllerini almış aynı zamanda Oscar 'a aday ilk türk filmi. Seksenli yıllarda çocuk olanları bile duygu yoğunluğuna sürükleyecek kadar etkili bir filmdi. Uçurtmayı vurmasınlar bana her seyrettiğimde sıcacık ve insanın içini ısıtan gözyaşlarına boğulsamda Barış'ın hapishane ortamındaki yardım meleği İnci ' ye seslenişini unutamam ,çaresizlik içinde İnci herzaman bu küçük çocuk için bir umut olmuştu... Hepimizin yüreğinde inceden bir sızı bırakıp, bir çocuk gözüyle özgürlüğü bu kadar yalın ve güzel anlatan bir film var mı acaba?Oyuncular: Nur Sürer, Ozan Bilen, Füsun Demirel, Hale Akınlı. Başrol çocuk oyuncusu Ozan Bilen daha sonra '' piano piano bacaksız '' da da Emin Sivas ' ı başarıyla canlandırmıştı. Filmin en etkileyici sahneleride replikleridir.-'' niye uçmuyor İnci? -'' uçar bir gün...
"
zeloo bildirdi: "Seksenlerin sonunda TRT' de yayınlanan mafia dizisiydi. Başrolde ise yakışıklı oyuncu Vinnie Terranova rolünde oynayan Ken Wahl vardı. (laf aramızda azmı posterini biriktirdim) O zamanlar bu çok seyredilen dizi yakışıklı oyuncunun sağlık sorunları yüzünden yarım kalmıştı. Maalesef hatırladığım en üzücü şey genç oyuncu Ken Wahl ' in beynindeki tümörle 6 aylık ömrü kalması idi......"
zeloo bildirdi: "Uzun zamandır yazmayı düşündüğüm fakat ismini hatırlamayıp, ''martı adası'' diye karıştırdığım, küçükken pazar öğleden sonralarını sabırsızlıkla beklediğim o muhteşem macera dizisi ''SERÜVEN PEŞİNDE''.Tek gözü korsan gibi bantlı köpeği ve suya inebilen uçağıyla ( nedense hep fırtınalı ve yağmurlu hatta sisli havada ) binbir zahmetle sürekli adalara giderdi. İçkisinden köpeği de içer hatta uçağına da koyar, depoya bir iki yumruk indirir maceradan maceraya koşardı Jake Curry'i hatırladınız mıHey gidi hey şöyle bir analım:
"
souldivide bildirdi: "Çapraz binadaki komşularımız her yıl hacca giderlerdi ve mahallede yakın oldukları insanlara ve çocuklara bi sürü ıvır zıvır hediye getirirlerdi. Bunların arasında boncuklu pembe-mavi çantalar, dandik yüzükler ve dürbün gibi gözünüze yapıştırıp düğmeye basarak değiştirdiğiniz manzara fotoğrafları olan bi alet de vardı. En çok bu sonuncuyu severdik ama bundan çok az getirirlerdi."
souldivide bildirdi: "En kötü günlerim aşı olduğumuz günlerdi. Öğretmen "aşı olacaksınız" dediğinde keşke kabus olsa da uyansam diye düşünürdüm, hemşireler gelene kadar kafamda o korkunç his uğuldar dururdu, sınıftan kaçıp saklanmayı düşünürdüm, en sonunda tek yapabildiğim aşı sırasının en sonuna geçmek olurdu. Ama bu "dakikayı kurtarmak" olurdu tabi. Sıra bana geldiğinde aslında korktuğum kadar acı verici olmayan ama yine de hep nefret edeceğim o hissi yaşardım. Anlayamadığım şeyse aylarca niye o deliklerin kapanıp kapanıp her banyodan sonra tekrar oyulduğuydu.."
zeloo bildirdi: "83 yılında döneminin en güzel gençlik filmi olarak sinemalarda ses getiren filmi hiç kuşkusuz Flashdance idi. Başrolünde Jennifer Beals oynamış danslarıyla gençliğin yüreklerini hoplatmıştı.. Filmin dansları kadar müziğide bir o kadar İrena Cara ile hit olmuş haftalarca listelerde yerini almıştı..geçmişe şöyle bir gitmeye ne dersiniz:
"
esin03477 bildirdi: "Eskiden Cumartesi günleri TRT'de Cumartesi'den Cumartesi'ye adlı çocuk programı vardı. Özel durumlar olmadığı sürece, her cumartesi kaçımadan izlerdik. Programda değişik bölümler vardı. Bu bölümlerden biride JAPON KAĞIT KATLAMA SANATI idi... Annemin mantı açmak için bulunan yer sofrasını daha program başlamadan uygun bir yere yerleştirip, "
devrimalp bildirdi: "Şimdiki nesil anlatsak inanmaz belki ama o zamanlar maçlar hem de TSYD, 1.LİG A-B-C Kategorisi maçları, Türkiye Kupası, Başbakanlık kupası vs.. hepsini şifresizizleme gibi bir lüksümüz vardı. Şimdilerde her sezon el değiştiren yayın hakkı o zaman sadece TRT olduğu için tek kanaldaydı. TRT de sağolsun, reklamsız şifresiz verirdi maçları. Mis gibi evcağızımızda izlerdik. Hatta annem "kız gibi kız ol da maç izliceğine yardım et bana" derdi. Böyle 100 tane kanalda 1000 tane yorumcu olmadığından kafamız karışmaz, yorumlar mahallede kendi aramızda yapılmak sureti ile konuşacak konu sıkıntısı çekilmezdi.Günümüzde, "
souldivide bildirdi: "İlkokuldayken gazeteler en ufak eşyasına kadar kartona basılmış evler verirdi. Gazeteyi alınca bi heyecanla yere kurulur, kartondaki resimleri işaretli yerlerinden kesip gerektiği şekilde katlayarak UHU'yla yapıştırırdık. Bu minyatür evleri anneler babalar bile severdi, bi süre sonra dolapların tepelerine kaldırılırdı ama."